Kaan Ç.

Adım aslında Kaan değil, soyadım Ç. ile falan da başlamıyor evet. Ama bu Kaan denen bana çok benziyor. Belki şimdi yazacağım söz size tanıdık gelecek: "Hiç kimsenin okumadığı kitaplar basıp, hiç kimsenin dinlemediği bir radyo programı yapıyorum.", eğer tanıdık geldiyse hangi Kaan'dan bahsettiğimi anlamışsınızdır zaten. Kendi içindeki fırtınalarda boğulan birinin dünyasına bakıyorsunuz:

"Eğer bir fotoğraf makinesi olabilseydim zihnimdeki senin fotoğrafını çekebilirdim. Sonra bir çerçeveye koyardım. O zaman görürdün benim için ne kadar güzel olduğunu. Kendini benim görebildiğim gibi görseydin, sen de kendin kadar güzel olmayı dilerdin. Keşke senin kadar güzel olsaydım."

Reblogged from mrvnatural

Bon Jovi.   (via hcrygc)

(Kaynak: yagmurusevenkiz)

Reblogged from mrvnatural

(Kaynak: utopia34)

[Flash 9 is required to listen to audio.] My Body Is A Cage (Arcade Fire cover)
Peter Gabriel
Scratch My Back

Reblogged from midnightinrome

(Kaynak: midnightinrome)

Sesinde Ne Var Biliyor Musun?

….

İkide bir elini başına götürüp
Rüzgarda dağılan yalnızlığını
Düzeltiyorsun.

Sesinde ne var biliyor musun
Söyleyemediğin sözcükler var
Küçücük şeyler belki
Ama günün bu saatinde
Anıt gibi dururlar

Sesinde ne var biliyor musun
Söyleyemediğin sözcükler var.

Saçları omzuma dökülürken sıcaklığı vardı.

Seni seviyorum diye fısıldadı kulağıma.

Hayatımda daha güzel bir nefes duymadım..

  • -Sen de bundan nefret etmiyor musun?
  • -Neyden nefret etmiyor muyum?
  • -Rahatsız eden sessizlikten. Neden rahat etmek için saçma sapan konuşma gereksinimi duyarız?
  • -Bilmem ama güzel soru.
[Flash 9 is required to listen to audio.] Moonlight Sonata
Beethoven

Gözlerim yaşlanıyor sürekli. Kendi hatıralarımda boğuluyorum her gözlerimi kapattığımda.  Uzaktan bir salon piyanosunun sesi yatıştırıyor tüm fırtınamı. Bulutların kaçtığını görüyorum, aradan güneş huzmeleri gözüküyor. Hemen anlıyorum yanıldığımı, hani karlı bir günde güneş açarsa ‘kar topluyor’ denir ya. Benim bulutlarım da öyle. Kaçıp çok daha kuvvetli dolduruyorlar gökyüzümü. Karanlık sadece. Doğa bile topraktaki yağmur kokusunun gelmesini beklemekten sıkılmış, dinmiş, sessiz…

Yine böyle bir günde açtım gözlerimi, her yer kasvetliydi. Yine o ağır nemli hava. Bu sefer yalnız değildim nedense. Yanımda bir beden uyuyordu, saçları göğsüme saçılmış, sıcak nefesi kalp atışlarımı dinliyor. Uykusunda gülümsüyor, ellerinden biri göğsümde, öbürü omzumda. Huzurundan derin bir nefes çekip yavaşça veriyor. Kara bulutların gittiğini görüyorum, ümitlenemiyorum geri gelecekler diye. Gelmiyorlar… Üflemek! Neden daha önce düşünememiştim? Tabii ki derin bir nefes, ve huzurlu bir geri veriş gerekti. Derin bir nefes alıp üflememle beraber uyandı. Kamaşmış yeşil gözleriyle bana bakıp gülümsedi, kalmaya yeltenince sıkıca tuttu beni. Fısıldadı, gitme.. Yattım, ve doğan güneşi izlerken hiç hareket etmedim; kalbimi rahat dinlesin, bizi aydınlık tutsun diye.

"How can I be lost, if I got nowhere to go"

Metallica - Unforgiven III

[Flash 9 is required to listen to audio.] Azadeh
Trio Chemirani
Trio Chemirani Invite

Reblogged from uzuncteyze

Rüyasında süzülüyordu. Gecenin bulutları arasında, dolunay saçlarına düşerken hafif bir meltem arada bir yüzüne düşen saçlarını geri itiyordu. Bulutların altında aydınlığı gördüğü zamanlar alçalıp göç eden kuşlarla beraber şehri izliyordu. parklarda yan yana yatmış, mutlu sevgililer, sokakta el ele tutuşmuş aşıklar… Kuşların şarkısını mırıldanarak tekrar yükseliyordu. Hiç olmadığı kadar özgürdü ama hiç olmadığı kadar yalnızdı da. Etrafında olan tek şey bulutlar ve kuşlardı. Kanatları yoktu uçarken, zaten gerek de yoktu. Her şeyi kafasında çözmüştü bu güne kadar, yine öyle yapıyordu. Dolunayın yavaştan yerini güneşe bıraktığı kızıl tanı gördü. Kızılın en güzel hali… Renkler tüm canlılıklarıyla kendilerini ufka yaymış; kendilerini mavi gökyüzüne bırakmayı bekliyorlardı. Güneş çıktıkça kendini daha ağır hissetmeye başladı ve alçaldı. Uyandığında tamamen karanlıktaydı, ama biraz ötesinde güneşin ok gibi, kayaların arasından geçip yattığı yere vurduğunu gördü. Ayağa kalkıp altındaki toprağı ve hafif nemli taşın kokusunu içine çekti; doğa. Nemli duvarları hissederek aydınlığa doğru yürüdü. Önce kulakları seslendi ona, deniz ve kumsal. Sonra kulağı başka bir şeyi duydu; uçsuz bucaksız çimen hışırtısı. Kafasını dışarı uzattı, tek başınaydı ama doğa onu selamlıyordu. Saçları rüzgarda uçuşurken yavaş adımlarla dışarı adım attı, temiz havayı içine çekti. Derin bir nefes onu uyandırdı, deniz kenarına doğru yürüyüp bileklerine kadar girdiği suda yürüdü. Dağılan bulutların arkasından doğan güneşe kollarını açtı, kafasını gökyüzüne doğrulttu. Tüm gece ona eşlik etmiş olan martılar onu selamlarken, vücudu yavaş yavaş onlara dönüştü. Ve gitti…

(Kaynak: uzuncteyze)

Siyah

Koca bir karanlıkta gözlerini açtı ve etrafına bakındı büyük bir tereddütle. Etrafında siyahtan başka bir şey yoktu; her zamanki gibi. Terlemiş ve kalbi hızlanmıştı, belki de rüyasında gördüğü beyazdan dolayıydı. Heyecandan kurumuş ağzını, başucundaki suyla giderdi ve tekrar yattı. Aklındaki beyaz onu rahat bırakmıyordu ve bir daha uyuyamadı. Siyahın içinde küçücük bile olsa beyaz aradı, hiç yoktu. Çok uzun süredir bu siyahtaydı ve beyazın olduğunu tamamen unutmuştu. Öyle ki, çok uzun bir süre beyazın varlığını sorguladı ve bitkin düşünce tekrar uykuya daldı. Rüyasında odasındaydı yine, siyahta. Seslendi. Cevap sadece bir yankıydı. Yankı onu hırslandırdı ve eline birkaç renk alıp onları etrafa saçtı. Mavi, kırmızı, sarı, yeşil… Siyah hepsini yutuyordu; aynen yankılanan seslerin sönmesi gibi. Beyazı zaten hiçbir zaman olmamıştı. Umutsuzluğa kapıldı, belki o kapının arkasında başka bir renk görebilirdi. Cesaretini topladı, ayakları üstünde durduğu zaman ne kadar uzun süredir uyuşmuş olduğunu anlayıp kendine şaştı. İlk iki adımı aksak ve korkaktı, sonra alıştı ve kapıya yürüdü. Kapının kulbunu tutup gözlerini kapadı ve gözünün önüne önceki rüyasından kalan beyaz geldi; kalbi hızlandı ve alnında oluşan birkaç ter damlacığı çenesinden süzülüp eline damladı. Elindeki ter damlasına bakıp gözlerini kapadı. Tekrar gördüğü beyaz gözlerinde damlacıkları oluşturdu. Gözyaşları da aynı yolu izleyip eline damladı, elindeki damlaların da yardımıyla kulbu indirdi ve kapıyı yavaşça itti. İleride, çok ilerde beyazı gördü ve damlaları silip emin oldu. Gerçekten orada beyaz vardı. Beyazın içinde başka renkleri de gördü ve gözleri kamaştı, onlara doğru ilerledi. Yaklaştı, yaklaştı…

"Bir gün gelecek göstereceksin kendini, sevgini, neler istediğini
Şimdilik alacaksın eline kalemi, kusacak dökeceksin nefretini
Çıkacaksın kabuğundan, bunalımdan kurtaracaksın kendini
Ona göre yaşamayı bırakıp döneceksin gerçeklere…"

Manga

[Flash 9 is required to listen to audio.] I Need Some Sleep
Eels

Reblogged from midnightinrome

Issızlığımızda sadece ikimiz olsak;

                                   sadece ikimiz sevgilim,

                  Yalnızlığımızı hisseder miydik

    Kollarımızın arasında büyürken

                                                sevgimizin renkleri?

Reblogged from mrvnatural

(Kaynak: yuriorlov)

İki kişi

Ellerin ellerimdeydi o anda

İki kişi bir edemez demişlerdi

Yanıldılar.